6/3/2009 · Kategori: TALEBE _ HATIRALAR

Mehmed Feyzi Ağabey'den Hatıralar

1- Üstada. "Üstadım, Feyzi her şeyiyle seni taklid ediyor!" şekvalarına, "Feyzi, her şeyiyle beni mest ediyor." cevabında bulunuyor.

 

2- "Bazan Üstadımızın tırnağını kesmek şerefine nail olurdum. Değil tırnağı, içindeki kiri dahi olamam. O bir arslandı. Bizler de o arslanın ayakları önünde dolaşan kedi yavrulan gibiydik.."

 

3- "Bediüzzaman Hazretleri, sakalımı tutarak, "Feyzi benim namıma da sakalım bırakmıştır. Bu benim sakalımdır." diye latifede bulunmuştur. Ben de ne hapishanede, ne de askerde sakalıma jilet vurdurtmadım."

 

4- "Bir gün mahkemeye giderken, benimle Üstadımı aynı kelepçeye vurdular. Mezarlıktan geçerken baktım, fatiha-i şerif okuyor. Yandan dikkat ettim. İki elini de yüzüne sürüyor. Halbuki benim elim o anda hiç kalkmadı.. Bu kerameti, hayretler içinde bizatihi müşahede ettim."

 

5- "Merhum Mehmed Feyzi Ağabeyin babası Osmanlılar zamanında Mekke'den gelip, Kastamonu'dan giden hacılara mihmandarlık eden ve (delil) denilen zevattan bir A'rab imiş. (Feyzi Ağabey, babasının Şamlı olduğunu söylüyor.) Babası Kastamonu’ya en son gelişinde 1. Cihan Harbinin çıkışı üzerine hükümetin haccı yasaklaması üzerine dört beş sene Kastamonu da kalıyor. Halk kendisine sahip çıkarak evlendiriyorlar ve bir erkek evladı dünyaya geliyor. Mehmed Feyzi Ağabey, on beş sene babasının tedrisatında ilimle iştigal ediyor. Babasının vefatından sonra da ilimle      iştigale devam ediyor.

   Babam anlattı: "Üstadımız Kastamonu 'ya gelince, Feyzi Efendi Üstadı tarikat şeyhi gibi bir âlim sanarak tam 40 sual hazırlıyor. Eğer bilirse kendisine intisab edecek. Bu düşüncelerle benimle birlikte Üstadı ziyarete gittik. İkindi vakti idi. Namazımızı cemaatle kıldık. Tesbihat bitince, Üstadımız Feyzi Efendiye dönerek: "Seni bir şartla talebeliğe kabul ederim. Söylediklerime itiraz etmeyeceksin!" mealinde söz söyler. Bundan iki sene sonra Feyzi Efendi, bana:
"Ben ne hata yapmışım! Üstadımız o zamanki hitabıyla adeta 40 sualime cevab verdi." şeklinde konuşarak o hatırayı yad ederler." (çaycı Emin' in oğlu Abdullah Çayırlı’dan)

 

      6- Feyzi Ağabey, askere giderken şartlar gereği saç ve sakalını kestiriyorlar. Askerliğin acemilik devresi biteceği sıralarda. Komutan 'Salih Omurtak Paşanın teftişe geleceği haber alınır. Paşa ağız temizliğine çok dikkat edermiş. Bu yüzden her erden fırça ve diş macunu bulundurması istermiş. Teftiş esnasında her erin elinde göğüs hizasında diş levazımatı tutuluyor. Yalnız Merhum Feyzi Ağabeyin elinde misvak vardır. Paşa önünde duruyor ve "Hani senin diş fırçan ve macunun?" diye soruyor. O" ise elindekini uzatıyor. Teftiş sonrası Paşa Ağabeyimizi odasına çağırıyor ve soruyor: "Anlat bakalım!:Feyzi Ağabey, anlatıyor: "Komutanım, diş fırçaları at ve domuz kılından yapılır. En kalitelisi ise domuz kılından yapılanıdır. Fırçalama esnasında ufalanan veya kopan kıllar hazmedilemez. Bu şekilde zararlı hale gelir. Sebep olduğu iltihap yolu ile hastalık dahi yapar." diye fenni ve tıbbi izahat veriyor. Paşa tekrar sorar: "Peki, misvak yapmaz mı?" Ağabey cevaben: "Misvak ise erak ağacının dal ve kökünden fıtri olarak kullanılmaktadır. Florid maddesini ihtiva eder. Kopacak parça mideye gidince şifa olur, hazım olur, vücuda hiç bir zarar vermez." diye ma'kul ve mantıki bir cevap verip Paşayı ikna ve memnun ediyor. Bunun üzerine Paşa emir subayına dönerek: "Bu askeri, askerliğinin sonuna kadar ayrı bir yerde istihdam edin! Ona kimse dokunmayacak, istirahat edecek!" diye emir veriyor. Artık herkes ondan 'Paşanı adamı" diye bahsedermiş. Bir atölyede oranın idarecisi gibi davranıyor, kimse hizmetine karışamıyor, istirahatını te'min ediyorlar. Bağımsız, gözden uzak bu yerinde zamanla uzayan sakallarını kesmiyor. Onu sakallı gören kumandanlar da "Aman, Paşanın adamı! diye ilişmiyorlar. Terhis zamanı da tezkereyi kendisine uzatıyorlar. Böylece Cumhuriyet Ordusunun sakallı terhis olan yegane askeri oluyor. Rahmetullahi Aleyh." (Çaycı Emin'in oğlu Abdullah Çayırlı'dan)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

6/3/2009 · Kategori: TALEBE _ HATIRALAR

Bayram Yüksel Ağabey'den Hatıralar-1

 

1- Üstad Hazretleri, (Mevlid-i Nebevi Gecesi hariç) diğer Leyali-i mübareki ihya ettirir, uyutmazdı. Uyuyanları ibrikle su dökerek uyandırırdı. Ayrıca, Ramazanın 15'inden sonra uyutmazdı. Üstad Hazretleri, kendi de mübarek gecelerde ve Ramazan'ın son 15 gününde uyumazdı. İmam-ı Şafii Hazretlerinden rivayet var; "15'inden sonra hususan tek gecelerde Leyle-i Kadri bekleyin diye rivayet var" derdi.

 

2- Bir ders esnasında 17.Lem'adaki Notalar bahsi okunurken Üstad Hazretleri'nin hazır olduğu bir derste ağabeylerden biri "Ey gafil Said" ibaresini okuyunca Üstad Hazretleri "Keçeli, beni itham etmeye hakkınız yok!" dedi. O ibare yerine "Ey gafil nefsim veya ey gafil filan" (okuyan kendi ismini söylesin) manasında sözler söyledi.

 

3- Üstad Hazretleri, bazı zatlara "Kardeşim, bu zaman çok acayip olmuş, parmağını versen elini, elini versen. Kolunu, kolunu versen vücudunu alır. Zaruri rızkınızı bulsanız kifayet ediniz" diyerek ders verirdi. Benimle Ceylan Ağabey'e kırlara gittiğimizde latife yapardı. Koyun sürülerini gördüğünde "İkiniz de hayat-ı içtimaiyeye girmeye mecbur olursanız ancak size çobanlığa izin veriyorum. Bazı peygamberler çobanlık yapmış" derdi.

 

4- Bingöl Milletvekili (Said), Üstad Hazretleri'nin yanına geliyor ve Ankara'dan çok sıkıldığını söylüyor. Üstad Hazretleri "Yok, yok! Ankara'nın her mahallesinde, her semtinde bir dershane olacak! Ankara' da en kara bir hal et hissettim. Fakat sonra Ankara nurlandı." diyor.

 

5- Mustafa Birlik Ağabey Üstad Hazretleri'ne "Zekât yerine Risale-i Nur Külliyatından dağıtabilir miyim?" diye sorunca, Üstad Hazretleri "Olur." dedi.

 

6- Üstad Hazretleri, "Tenbellik, hastalık, yorgunluk ve havalecilik nefsin desisesidir." diyor ve hiç seviniyordu.   

 

7- Üstad Hazretleri, Risale-i Nurlar 1956'da yeni harfle basılmaya başladığında sevincinden yerinde duramıyordu. Risale-i Nur'un bayramı derdi. Büyük Sözler basılmaya başladığında bunu görsem gideceğim" Mektubat basılmaya başladığında bunu görsem gideceğim, Lem'alar basılmaya başladığında da bunu görsem gideceğim derdi. Hatta bir gün demişti Gavs-ı Azam Abdulkadir Geylani Cenab-ı Al1ah'tan hizmeti için ömür istemiş; ben de Cenab-ı Allah'tan Risale-i Nurlar'ın matbaalarda tamamı basılıncaya kadar ömür istiyorum. Ustadımız sık, sık dışarıya kırlara çıkardı. Dışarıya çıktığımızda daima polis arabası bizi takip ederdi. Elinde telsiz "Bediüzzaman abdest aldı, namaz kıldı, v.s." derdi. Böylece Üstad, hem Isparta Hükümetini; hem de Ankara Hükümetini uyutuyordu. Yani daima, hedefi üzerine çekiyordu. "Ehl-i Dünya'nın nazarı bende olsun, matbaalarda olmasın" derdi.

 

8- Üstad Hazretleri ile beraber Sabah namazından Öğleye kadar ders yaptığımız oldu, fakat bu Arapça Mesnevi'yi okuma zamanına mahsus idi. Üstad Arapça Mesnevi'yi okurken kâinattan, mahlûkattan, mevcudattan misaller vererek izah ederdi. Türkçe Risaleleri izah etmezdi. Üstad dersten sonra ders baklavası verirdi.


   9- Üstad Hazretleri,
"Evlatlarım, evlatlarım Risale-i Nur dinsizlerin, komünistlerin, masonların belini kırmıştır. Risale-i Nur daima galiptir. Katiyen merak etmeyiniz yeter ki siz Risale-i Nur'a sadık kalın" diyordu.

 

10- Üstad Hazretleri, Risale-i Nur'un ilk telifi zamanında "Eğer mümkün olsaydı Risale-i Nur'un bir sayfasının yazılması için 10 altın verecektim." derdi. Çünkü o zaman kâtip yoktu. Hatta "çok kuşlar geldi avlayamadık" derdi.

 

11- Yine Üstad Hazretleri, "Acaba Risale-i Nur dairesine girip de bütün bütün daireden atılan var mı? diyor, sonra "Ben hiç hatırlamıyorum" diyordu.

 

12- Üstad Hazretleri, "Birbirinize haksız yere 80 sopa vursanız buradaki netice-i azime için burayı bırakıp bir yere gitmeyeceksiniz" diyordu.

 

13- Üstad Hazretleri, "Risale-i Nur'un şa'şalı bir devri gelecek, inşaallah. Ben görmeyeceğim, ben kabrimde temaşa edeceğim. Mustafa Sungur da benim bedelime okuyacak, ben de kemal-i memnuniyetle dinleyeceğim." diyordu.

 

14- Bir gün Üstadımız Barla'da gezerken “Bu zamanda neye ihtiyaç varsa Risale-i Nur'da mutlaka ona cevap verilmiştir.’demişti.

 

15- Üstad Hazretleri, "Ben kızdığım zaman kalben değil sureten hiddetleniyorum" derdi.

 

16- Bir gün Tahiri, Zübeyir, Sungur, Ceylan ve Bayram Ağabeylerin bulunduğu bir derste Üstad Hazretleri "Siz zannediyor musunuz ki biz 5-6 kişi ile ders yapıyoruz. Biz bu dersimizle Anadolu'daki binler cemaatlerin arasına girip ders yapıyoruz" dedi.

 

17- Üstad Hazretleri, "Nasıl ki Cuma akşamları camiIerde nikâh tazelerler biz de Risale-i Nur okuyarak tecdid-i iman yapıyoruz" diyordu.

  

18- Üstad Hazretleri, "Kardeşim dünyada benden bir menfaat, bir ümit beklerseniz veya ahirette bir şey bekliyorsanız, benim yanımda duramazsınız. Benden hiçbir şey beklemeyiniz. Ben de, aciz kusurlu bir insanım. Sırf Allah rızası için düşünüyorsanız sizi kabul ederim" derdi. "

 

19- Üstad Hazretleri, Tarihçe-i Hayat için 10 ordu, 20 mecmua kadar hizmet edecek diyordu

 

2O- Üstad Hazretleri, çok az yemek yerdi. Yediği zaman da 5 saat geçmeyince tekrar yemek yemezdi. Yemekten sonra da 2 saat geçmeyince su içmezdi. Saata bakar 10 dakika da olsa daha 2 saat olmadı diye beklerdi. Suyu çok soğuk içerdi. Soğuk suyun, zehiri izale ettiğini ifade etmişti.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!