İmtihan Dünyası..
Dünya ve insan… Her ikisi de önemli vazifeler için, mükemmel bir şekilde dizayn edilip varlık alemine gönderilmişler..
İnsan, kendisine verilen akıl nimeti ile, dünyanın mahiyetini, buraya niçin gönderildiğini, buradan nereye gideceğini anlayabilecek ve buna göre hareket edebilecek mahiyette yaratılmıştır.. Dünya ise onun bu sorularına cevap bulacağı bir mekan olarak hazırlanmıştır.
“Dünya bir misafirhanedir. İnsan ise onda az kalacaktır. Ve vazifesi çok bir misafirdir.” (Bediüzzaman)
Misafirhane, daimi kalınacak bir yer değildir.. Bu kadar masraflarla kurulmuş ve insanları kısa bir zaman ağırlayacak olan “dünya misafirhanesi” elbet boşuboşuna açılmış olamaz. Belli gayeler neticesi olarak, kâinat ağacının meyvesi olan insandan beklenen ise ‘kulluk meyvesidir.’
Kâinatta görünen mükemmel bir intizam ile birlikte, Allah’ın yarattığı her şeyde sayısız hikmetler, gayeler mevcuttur. İmtihan meydanı olan bu büyük misafirhanenin en göze çarpan realitelerinden biri de hiç şüphesiz hastalık, sıkıntı ve musibetlerdir..
Pekiyi kendisini sürekli, Rahman ve Rahîm sıfatları ile ‘sonsuz şefkat sahibi’ olarak bize tanıttıran Rabbimiz, bu hastalık, sıkıntı ve musibetleri niçin veriyor?..
Bilindiği gibi her bir makine icad edilirken, yanında bir de kullanma kılavuzu hazırlanır. Ta ki nasıl kullanılacağı konusunda hatalara düşülmesin.. Kâinatı ve insanı, yoktan icad eden Allah (c.c.) da, bu “insan harika makinesının” nasıl kullanılacağını bildirmek için, beraberinde Kur’an-ı Kerim’’i ve onu bize ders verecek olan Muallimlerin muallimi; Efendimiz’i (s.a.v.) göndermiştir.. Dolayısıyla yukarıdaki sorumuza cevap arayacağımız yer de, bu Ezeli Rehberimiz olacaktır.
Ezeli Rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim, bütün zamanlara hitap olduğu için, değişen asırların şartlarına uygun olarak, vazifeli zatlar tarafından, o asrın insanlarına da ders vermiştir.. O derslerden birinde bakınız, hastalık ve musibetlerin mahiyeti nasıl anlatılmış..
ÜÇÜNCÜ DEVA: “İnsan bu dünyaya keyf sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, sürekli gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve sürekli bir şeylerin elinden çıkması ve sevdiklerinden birer birer ayrılması şahittir.
... Demek insan, BU DÜNYAYA YALNIZ GÜZEL YAŞAMAK İÇİN, RAHATLA ve SAFA İLE ÖMÜR GEÇİRMEK İÇİN GELMEMİŞTİR. Belki büyük bir sermaye elinde bulunan insan, burada TİCARET İLE EBEDİ, DAİMİ BİR HAYATIN SAADETİNE ÇALIŞMAK İÇİN GELMİŞTİR. ONUN ELİNE VERİLEN SERMAYE DE “ÖMÜR”’DÜR...
Eğer hastalık, sıkıntı olmazsa, sıhhat ve afiyet GAFLET VERİR.. dünyayı hoş gösterir.. Ahîreti unutturur.. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor... SERMAYE-İ ÖMRÜNÜ BAD-İ HEVA BOŞ YERE SARFETTİRİYOR.
Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut (ölümsüz) değilsin, BAŞIBOŞ DEĞİLSİN, BİR VAZİFEN VAR. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, KABRE GİRECEĞİNİ BİL, ÖYLE HAZIRLAN...”
Devamında ise ; “İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir NASİHAT ve İKAZ EDİCİ bir mürşittir. Ondan şikayet değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir” (Risale-i Nur Külliyatı)
İşte bize burada verilen bu azim derste, DÜNYANIN MAHİYETİ o kadar güzel anlatılmış ki, bu düsturları, “hayat formülündeki” yerlerine yerleştirdiğimizde, o hayatımızı zindana çevirdiğini zannettiğimiz sıkıntı ve musibetler, cennete girebilmemiz için gerekli olan “temizlik operasyonu” hükmünü alıyor, bizi temizliyor.
Biz, evimizin oturma odasına bile üstü-başı kirli, toz-toprak içerisinde bulunan birisini almadığımız halde, Allah (c.c.) hiç o PÂK CENNET’e günah kirleri bulunan bir insanı alır mı?.. Elbette almaz.. Ne lazım?.. Temizlik lazım.. İşte Rabbimiz de, sonsuz rahmeti ile, dünyada “geçici sıkıntılar” ile o kirleri temizliyor ve en cüz’i şeyler ile bizi affedeceğini bildiriyor.
İnsan olmak hasebiyle, günahlar ile her an karşı karşıyayız. Ve bazen nefsimize mağlup olup, günahlara girebiliyoruz. Bu, imtihanın doğal sonuçlarından biri. Buna rağmen Rabbimizin o sonsuz merhametine itimaden, yüzlerimizi kızartan günahlarımızı affedeceğini umarak, yine O’na dayanıyor, O’ndan istiyoruz... BAŞKA KAPI DA YOK ZATEN!...
Öğrencilik yıllarımızdan da hatırlayacağımız üzere, zor soruların puanları yüksek olur.. Bu dünya da bir imtihan dünyası olduğu için, her an bir soru-cevap hali mümkün. Ve çok hikmetler gereği de bazen sorular zorlaşıyor. Ama inşallah, zor sorular ile ağırlaşan imtihan, “sabır” ilacı ile ve günahlarımıza kefaret olmakla, bizi bir anlamda, günah kirlerimizden temizliyor..
Çevremizde görüyoruz ki, herkesin kendine göre bir imtihanı var. Ve şefkatli Rabbimiz de “Kimseye kaldırabileceğinden daha fazla yük yüklemiyor” buyuruyor Kur’an-ı Kerimde..
Fakat bazen gelen musibetlere sabredemiyoruz.. Sıkıntılar için kıvranıp duruyoruz.. Pekiyi, yukarıdaki ayetin ifadesine göre her sıkıntıya karşı mukabele edebilmemiz gerekmiyor mu?.. Neden bazen çekilmez bir boyut alıyor bu sıkıntılarımız?..
Aslında her sıkıntıya karşı mukabele edebilecek bir sabır kuvvetine sahibiz.. Fakat biz, bize verilen sabır kuvvetini, bilinçsizce geçmişe ve geleceğe dağıttımız için, hazır zamandaki sıkıntıya sabredecek kuvvetimiz kalmıyor çoğu zaman.. Yani geçmiş zamandaki sıkıntılarımızı düşünüp sabır kuvvetimizin bir kısmını onlara sarf ediyoruz. Oysa o eski musibetin zahmeti bitmiş, rahatı kalmış; elemi gitmiş, bitmesinden gelen lezzeti kalmış; sıkıntısı geçmiş, sevabı kalmış..
Bu halden şikayet değil, belki lezzetli bir şekilde şükretmek lâzım gelmez mi?..
Gelecek günler ise madem daha gelmemişler; içlerinde çekeceği sıkıntı veya musîbeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şikayet etmek elbette doğru değildir. "Yarın, öbür gün aç olacağım, susuz olacağım" diye bugün sürekli su içmek, ekmek yemek, ne kadar divaneliktir; öyle de gelecek günlerdeki, şimdi “olmayan” musîbet ve hastalıkları düşünüp, şimdiden onlardan elem almak, sabırsızlık göstermek, hiçbir mecburiyet olmadan kendi kendine zulmetmek öyle bir düşüncesizliktir ki, hakkında şefkat ve merhamet liyakatını kaybediyor.
Oysa bize verilen sabır kuvvetini, bu şekilde geçmişe ve geleceğe dağıtmazsak içerisinde bulunduğumuz zamandaki her sıkıntıya yeterli gelecektir. Bu, bir TEMENNİ DEĞİL; REALİTEDİR.. Yaşanmış bir çok delilleri mevcuttur. Bu formülü kendi hayatımıza da uygulayabildiğimizde bunun ne kadar doğru olduğunu anlamamız hiç de zor olmayacaktır.
“Günahlar, ebedi hayatta daimi hastalıklardır.. Bu dünyadaki hastalık, musibet ve sıkıntılar ise, sabun gibi günahların kirlerini yıkar temizler; hadisin işareti ile ‘günahlara kefarettir.’
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!